Ayna ”Yarışma” 1.

Aşka İthafımdır (Yarışma Birincisi)

Kelimelerin kifayetsiz kaldığı cümle aralarında aradım aşkı.Bazen de şiirlerin bile karşısında aciz kaldığı kralın manzume dünyasında.Bazense bülbülün güle yazdığı bir gazelin mısra sonlarında…

Aşk bu,kapıdan kovsan bacadan girer,o da olmadı duvarları geçer..Aşk var olan düzeni yıkar,yenilerini ekler.Zamansızdır o.Tanrı misafiri diye nitelendirişimizin sebebi bu olsa gerek.

Seneler öncesiydi ve sanki dün gibiydi.Sıradan günlerden biriydi,öyle gibiydi.Şarkılar yeni yeni anlam kazanıyordu o yıllarda.Sözlerine aldırmaksızın dinlediğim ve müziğiyle iyi şeyler hissettiğimi düşündüğüm şarkılarla birlikte,müzik endüstrisi her gün yeni bir şarkıcıya ya da şarkıcıyım diye geçinen insanlara kapılarını aralıyordu.Gökteki yıldızlar çoğalıyordu her gece ve sonsuza dek asılı kalmak zordu gökyüzünde…

Ve birden kalbimin kıyılarında güneş doğmuştu ve duyduğum ve yüreğimi inleten bir müzikte ve şarkının en can alıcı bölümünde gurbette yorgun düşen ceylanın haykırışlarını,o ana kadar işitmediğim mükemmel bir sesten,tanrı misafirinden dinlemiştim.Kulaklarımın pası silinmişti adeta o anda…

Onların gelişi,yüreğimde yemyeşil bir baharın başlamasına vesileydi..Dinlediğim tüm şarkıları ayrı bir yaşanmışlığın yansımalarıydı ve ben öylesine yoğun şeyler hissediyor olmuştum ki beni anlatan ve beni yakından tanıyan,ayna misali yaşamımın yansıması o şarkılar birer ikişer hızla girmişti yaşamamıma..AŞKIN TANIMI bu muydu acaba…Ve hislerimi,kalem tutan her elin serbest atış yaparak şair olmasının olağan olduğu o yıllarda ben de bir ressam misali resmediyordum satırlara ama hiçbiri o muazzam AYNA şarkılarındaki sözler kadar yoğun olmuyordu ya da ben yazılarımı aynadakilerle mukayese edince beğenmiyordum ve yazdıklarımı da kimseler bilmiyordu…

Çok şey katmıştı aAYNA hayatıma.A’dan Z’ ye yenilenmiştim adeta.Her yağmurla birlikte hüzün yağarken şehrime, bir bahar yağmurunda giden sevgilinin düşen ilk yağmurla gelmesini beklerken ben, AYNA şarkılarında buldum teselliyi.ilk o zaman hüzünlerimi sevmesini öğrendim çünkü hüzünler de insanı olgunlaştırıyordu acılar gibi…

Arkadaşlıkla dostluk arasındaki o incecik çizgiyi aşan ve bana canımda canım kadar dost olan dostumla da ortak şarkımızdı aynadaki kanka.

2 gün gibi kısa bir sürede yaşarken bile gurbeti,duygularımın tek tarifesiydi köyümün yağmurları.Bir şarkı bu kadar mı hasret kokardı ve bir insan 2 günde bir şarkıda bu kadar mı yoğun hasreti yaşardı?

Senelerce aşkı anlattı insanlar.İşte bu yüzden aşkın tanımı tek değildir.Yeryüzünde ne kadar işsan varsa aşkın tanımı da işte o kadardır.Aşka yazdığım yazıların belki de en büyüğü olacak bu çünkü en sevgiliye yazdığım ilk yazı bu ve olmayacak belki bir sonu….

Şimdi durup düşünüyorum da AYNA hak ediyor bu kadar yoğun sevgiyi ve ilgiyi..Bunca satırdan sonra tekrar düşününce AYNA’nın bendeki yerini anlatmaya sanırım bir dilin tüm sözcükleri bile yetmeyecek.Gün gün yazsam,gecelerle gündüzleri çayıma şeker diye katsam sanırım anlatamayacağım bendeki yerlerini..

Bazı geceler,dünyayı kendime itiraf edebildiğim geceler,aynayı düşünürüm…İşte dünyayı kendime itiraf edebildiğim gecelerden biri..Kendi cumhuriyetim diye nitelendirdiğim ve yalnızca benim borumun öttüğü yerdeyim.Odamın penceresinin hemen kıyısında bu sene yağan ilk karın eteklerini yeryüzünden bir gelin misali salına salına toplayışını izliyorum…Ve aşkı itiraf ediyorum, aşkın tarifi aynadır diyorum kendi kendime.Odamın mistik kokusuna,harçlıklarımı düşünmeksizin feda ettiğim aynanın kasetlerinden birinde bulunan bir şarkı eşlik ediyor…Ve ben huzuru bu kadar yoğun duyumsuyabiliyorum….Ve kafamı çevirip soluma işte orda,odamın en özel tarafında asılı olan;bir yanımı,var olma nedenimi,kimliğimi kimsesizliğimi tamalayan AYNA’ya bakıyorum..ve hayatımın sonuna kadar gözlerimi hayata asla yummak istemiyorum..

There are no comments on this post

Leave a Reply